Para maddi olarak değeri olmayan aslında ama insanın
hizmette ve malda değiş tokuşunu kolaylaştıran araçtır.Zekice bir buluş
insanlık için ama paranın değeri kalmadı başka neyin var deseler birkaç değerli
ziynet eşyası gösterebilirim.Şimdi kredi kartları ve güvenli hesaplarımız
var.Daha zekice bir buluş olarak hayatımıza girdi.Artık fiziksel olarak
algılayamayacağımız soyut değerlerle yürütüyoruz maddi işlerimizi.
Geçtiğimiz haftasonu uzun süredir görüşmediğim
arkadaşlarımla para konusunda tartışmaya girdik.Ortada uçuşan ‘para her şey midir’? sorusuydu.Muhabbetin
döndüğü cemiyetimiz iş hayatına ya yeni atılacak yada henüz başlamış üyelerden
oluşuyor.Dolayısıyla da gelecekle ilgili hayaller ve çizilecek yolun hangi rota
üzerinde olduğu konuşuluyordu.Paranın, bu kadar belirgin yönetmen olduğunu
bilmiyordum.Gördüğüm o belki ama duymak istediğim değildi sanırım.Bunu
tartışmak daha başkaydı tabi.
Paran varsa saygı duyulursun,paran varsa istediğin her şeyi
yaşarsın ve ünlü psikolog Abraham Maslow’un piramitinin zirvesine çıkıp
yukardan o piramite tırmanmaya çalışan zavallı insancıklara bakarsın ve bundan
haz duyarsın.Mutluluk sende mutluluk denirse.Konuşmalar arasında bir arkadaş
‘Sağlık olmazsa paranın ne önemi var!’dedi.Oh içim rahatladı param olmasada şu
an paradan önce daha değerli bir şeye sahibim.Ne güzel yaşamak için
umutluyum!...
Sonrasında anlatılan hikayeye kadar bu düşünce de
damarlarımda tıkanıp kalıyor.Arkadaşın para hayattır sözünün arkasında iyi bir
destek oldu diyebilirim.Etkilendim.Bakın şöyle; yakını olan bir bey kolunu
parçalıyor.Herkes ne yapabilinir telaşında ve korku içindeler.Ankaradaki tüm
hastaneler Pazar günü münasebetiyle önemli tedaviyi yapmayı kabul etmiyorlar.En
son gidilen özel hastanede yarım saati kalan kolun ameliyat edilmezse kesilmesi
gerektiğini söylüyorlar.Ve dipnot bu gece 32 bin lira peşin olarak
ödenmeli.Param olmasaydı ve o adam ben olsaydım kolumu kayıp mı edecektim yani
,göz yumacaklardı onlarda.Paranın gücü
buradan devreye girdi işte.Gerçekten acı.Bence doktorlar yeminlerini bir zarfa
koyup hipokrata yollasınlar.Aralarında ne çirkinlikler döndüğünü bildiğimiz
halde onlara mecbur olmak utanç verici.Mesleğini para olarak görmeyenleri
münezzeh kılıyorum.
Fakat tüm bu duyduklarım yinede kapitalist dünya rejiminin
insanları para için nasıl köleleştirdiğini,mutlu olduklarını sanmaları için
sahip oldukları ve almak isteyecekleri şeyleri nasıl süsleyip durdukları
gerçeğini göz ardı etmemi sağlamıyor.Ve tüm hepsini bir araya koyduğunuzda zembereği
boşalmakta olan saat gibi geliyor bana.Zamanın bir önemi kalmayacak yakında.
Toplum sınıflara ayrılır.Trajedik yaşamlarıyla,hallerinden
memnunluklarıyla bitmeyen piyango umutlarıyla fakirler.Kaliteli bir yaşam için
çalışmak gerektiğini düşünen çocuklarını okutup en azından devlete sırt dayandıran
ve reklamını gördüğü ürünü almak için hayatını taksite bağlayan orta halli
karınca timsali fakir olmaktan korkan zenginin oturduğu koltukta oturmak
isteyen benim görüşümde zavallılar.Son olarak mirasla,değişik yollardan kazanılan
para ile zengin olan orta halli ve fakirler tarafından görülen hürmet,saygı ve
övgüyle beslenen zenginler.
İnsan elbette doyumsuzdur ancak eğer hayatın anlamını
bilmiyorsa elindeki para gerçek lezzete varmasına yardımcı olabilir mi?Üzerimde
altın semer var ve çok mutluyum diyen bir eşek gibi anlamsızdır buda.
Medya ve internet üzerinden tüm dünyada neler olup bittiğini
görüyoruz.Üreticiler şu an muazzam bir pazara sahip.Mahalle manavı artık
komşusu Ayşe’den daha fazla müşteriyle muhattap.Varlığını bilmezden önce
ihtiyacımız olmayan şeyler ;var olduktan sonra, hayatı onlarsız yaşanmaz
kılıyor.Hep daha güzel daha estetik daha kullanışlı ve ilk.
Birbirimize vakit ayıramadığımız çok değerli zamanlarda biz
bu eksikleri tamamlamak için para kazanmaya gidiyoruz.Tatiller bile
kaçırılmayacak zaman dilimleri belki o gün köşeyi döneriz diye
bakıyoruz.Zavallı işçiler sömürülüyorlar ama dükkan sahibi onlar olsaydı eminim
aynı şeyi yaparlardı.
Nasıl bir dünya ki her şey sanki bizim için duygusuz robotik
bi hale geliyor.Çocuklar sevgiden yoksun onu oyalayacak bir çizgi film bir
oyuncak var başka bir şeye gerek yok zaten.
Eskiden bir odada yaşayabilen türk ailesi şimdi
metrekarelerce eve sığamıyor.Neden?Çünkü anneannemin sözüyle kölesi olduğumuz
eşyalar bizim yerimize oturuyor zaten.Sanki evler durduk yere genişliyor gibi
boyutları büyüyen mobilya ve eşyalarda işin içinden çıkılmaz hele getiriyor
durumu.
Dünyaya tekrar mı geleceğiz diye aldığınız şeyler sizleri
konserve kutularına kapatıp ölmeden önce o dar tabuta sokuyorlar.Elimde olsa da
hepsini atın ve bu acımasız üreticiler artık dursa derim.Size hayal kurmak için
izin bile vermiyorlar.Kendileri ne isterse onun için yaşıyorsunuz.
Para hayattır diyenleredir sözüm onu o makama getiren
biziz.İhtiyaç duyduğumuzu sandığımız şeyler.Pekala bir insan temel
ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa daha fazlası daha fazlası diyerek ömrünü
bitireceğine hayatın tadına bakabilir.Hayatın tadı sevdiğiniz insanla birer
fincan çayı alıp sabah güneşinde yudumlamaktır.Çocuğunuzun söylediklerini
dinlemek onun çok farklı dünyasına şahit olmaktır.Hafta sonunda ailecek kitap
okumak belki western filmi izlemektir.Bunları yapabilmek için zengin olmak şart
değil.Sahip olduklarımız bizi mutlu edebilmeli.
Eminim arkadaşlarım ellerinde olsa kalemleri kapıp birer
satır yazmak isteyeceklerdi ve düşüncelerimin yanlış olduğunu
söylemek…,okurkende kızacaklar biliyorum.Burda yazmanın güzelliği burası benim
köşem.(Tebessüm ve son)
Zehra Betül YARDIMCI