"Geceler ölmeye mahkum,birazdan gün doğacak."

   Bir kış günüydü dışarda kar taneleri rüzgarın hakimiyetinde ordan oraya savruluyordu...Cama vurduklarında içerdeki ışıkla parlıyorlardı.Ahşap restoran kışı daha harika yaşatamazdı bize.Işık akmak için yol arıyordu sanki yüzlerimizi sıyırıyordu...Tatlı bir kırmızılık bırakıp geçiyordu.Richard bona bu güzel parçayı seslendiriyordu sonra.Ellerimizi ısıtan bardaklar aramızdaki tek mesafeyi oluşturuyordu...Yudumlar...her yudum biraz daha durduruyordu zamanı.sıcak ve tatlı.çikolatasız kış mı olur?Bazı insanların tek mutluluğudur...İyiki ordaydın karşımda...Konuşmayı bilmiyorduk ama bizim yerimize richard bona herşeyi söyledi zaten...Zamansız bir mekan artık burası.Ve şimdi kış..., sen en sevdiğim mevsimle yer mi değiştirdin?
                                                                                                                                   Z.B.Y


                http://www.youtube.com/watch?v=PnajadhWOqc



       Para maddi olarak değeri olmayan aslında ama insanın hizmette ve malda değiş tokuşunu kolaylaştıran araçtır.Zekice bir buluş insanlık için ama paranın değeri kalmadı başka neyin var deseler birkaç değerli ziynet eşyası gösterebilirim.Şimdi kredi kartları ve güvenli hesaplarımız var.Daha zekice bir buluş olarak hayatımıza girdi.Artık fiziksel olarak algılayamayacağımız soyut değerlerle yürütüyoruz maddi işlerimizi.

       Geçtiğimiz haftasonu uzun süredir görüşmediğim arkadaşlarımla para konusunda tartışmaya girdik.Ortada uçuşan  ‘para her şey midir’? sorusuydu.Muhabbetin döndüğü cemiyetimiz iş hayatına ya yeni atılacak yada henüz başlamış üyelerden oluşuyor.Dolayısıyla da gelecekle ilgili hayaller ve çizilecek yolun hangi rota üzerinde olduğu konuşuluyordu.Paranın, bu kadar belirgin yönetmen olduğunu bilmiyordum.Gördüğüm o belki ama duymak istediğim değildi sanırım.Bunu tartışmak daha başkaydı tabi.

     Paran varsa saygı duyulursun,paran varsa istediğin her şeyi yaşarsın ve ünlü psikolog Abraham Maslow’un piramitinin zirvesine çıkıp yukardan o piramite tırmanmaya çalışan zavallı insancıklara bakarsın ve bundan haz duyarsın.Mutluluk sende mutluluk denirse.Konuşmalar arasında bir arkadaş ‘Sağlık olmazsa paranın ne önemi var!’dedi.Oh içim rahatladı param olmasada şu an paradan önce daha değerli bir şeye sahibim.Ne güzel yaşamak için umutluyum!...

     Sonrasında anlatılan hikayeye kadar bu düşünce de damarlarımda tıkanıp kalıyor.Arkadaşın para hayattır sözünün arkasında iyi bir destek oldu diyebilirim.Etkilendim.Bakın şöyle; yakını olan bir bey kolunu parçalıyor.Herkes ne yapabilinir telaşında ve korku içindeler.Ankaradaki tüm hastaneler Pazar günü münasebetiyle önemli tedaviyi yapmayı kabul etmiyorlar.En son gidilen özel hastanede yarım saati kalan kolun ameliyat edilmezse kesilmesi gerektiğini söylüyorlar.Ve dipnot bu gece 32 bin lira peşin olarak ödenmeli.Param olmasaydı ve o adam ben olsaydım kolumu kayıp mı edecektim yani ,göz  yumacaklardı onlarda.Paranın gücü buradan devreye girdi işte.Gerçekten acı.Bence doktorlar yeminlerini bir zarfa koyup hipokrata yollasınlar.Aralarında ne çirkinlikler döndüğünü bildiğimiz halde onlara mecbur olmak utanç verici.Mesleğini para olarak görmeyenleri münezzeh kılıyorum.

     Fakat tüm bu duyduklarım yinede kapitalist dünya rejiminin insanları para için nasıl köleleştirdiğini,mutlu olduklarını sanmaları için sahip oldukları ve almak isteyecekleri şeyleri nasıl süsleyip durdukları gerçeğini göz ardı etmemi sağlamıyor.Ve tüm hepsini bir araya koyduğunuzda zembereği boşalmakta olan saat gibi geliyor bana.Zamanın bir önemi kalmayacak yakında.

    Toplum sınıflara ayrılır.Trajedik yaşamlarıyla,hallerinden memnunluklarıyla bitmeyen piyango umutlarıyla fakirler.Kaliteli bir yaşam için çalışmak gerektiğini düşünen çocuklarını okutup en azından devlete sırt dayandıran ve reklamını gördüğü ürünü almak için hayatını taksite bağlayan orta halli karınca timsali fakir olmaktan korkan zenginin oturduğu koltukta oturmak isteyen benim görüşümde zavallılar.Son olarak mirasla,değişik yollardan kazanılan para ile zengin olan orta halli ve fakirler tarafından görülen hürmet,saygı ve övgüyle beslenen zenginler.

    İnsan elbette doyumsuzdur ancak eğer hayatın anlamını bilmiyorsa elindeki para gerçek lezzete varmasına yardımcı olabilir mi?Üzerimde altın semer var ve çok mutluyum diyen bir eşek gibi anlamsızdır buda.

   Medya ve internet üzerinden tüm dünyada neler olup bittiğini görüyoruz.Üreticiler şu an muazzam bir pazara sahip.Mahalle manavı artık komşusu Ayşe’den daha fazla müşteriyle muhattap.Varlığını bilmezden önce ihtiyacımız olmayan şeyler ;var olduktan sonra, hayatı onlarsız yaşanmaz kılıyor.Hep daha güzel daha estetik daha kullanışlı ve ilk.

   Birbirimize vakit ayıramadığımız çok değerli zamanlarda biz bu eksikleri tamamlamak için para kazanmaya gidiyoruz.Tatiller bile kaçırılmayacak zaman dilimleri belki o gün köşeyi döneriz diye bakıyoruz.Zavallı işçiler sömürülüyorlar ama dükkan sahibi onlar olsaydı eminim aynı şeyi yaparlardı.

  Nasıl bir dünya ki her şey sanki bizim için duygusuz robotik bi hale geliyor.Çocuklar sevgiden yoksun onu oyalayacak bir çizgi film bir oyuncak var başka bir şeye gerek yok zaten.

Eskiden bir odada yaşayabilen türk ailesi şimdi metrekarelerce eve sığamıyor.Neden?Çünkü anneannemin sözüyle kölesi olduğumuz eşyalar bizim yerimize oturuyor zaten.Sanki evler durduk yere genişliyor gibi boyutları büyüyen mobilya ve eşyalarda işin içinden çıkılmaz hele getiriyor durumu.

Dünyaya tekrar mı geleceğiz diye aldığınız şeyler sizleri konserve kutularına kapatıp ölmeden önce o dar tabuta sokuyorlar.Elimde olsa da hepsini atın ve bu acımasız üreticiler artık dursa derim.Size hayal kurmak için izin bile vermiyorlar.Kendileri ne isterse onun için yaşıyorsunuz.

Para hayattır diyenleredir sözüm onu o makama getiren biziz.İhtiyaç duyduğumuzu sandığımız şeyler.Pekala bir insan temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa daha fazlası daha fazlası diyerek ömrünü bitireceğine hayatın tadına bakabilir.Hayatın tadı sevdiğiniz insanla birer fincan çayı alıp sabah güneşinde yudumlamaktır.Çocuğunuzun söylediklerini dinlemek onun çok farklı dünyasına şahit olmaktır.Hafta sonunda ailecek kitap okumak belki western filmi izlemektir.Bunları yapabilmek için zengin  olmak şart değil.Sahip olduklarımız bizi mutlu edebilmeli.

    Eminim arkadaşlarım ellerinde olsa kalemleri kapıp birer satır yazmak isteyeceklerdi ve düşüncelerimin yanlış olduğunu söylemek…,okurkende kızacaklar biliyorum.Burda yazmanın güzelliği burası benim köşem.(Tebessüm ve son)

                                                         Zehra Betül YARDIMCI


        Can aynası,ancak sevgilinin yüzüdür;o diyardan olan o sevgilinin yüzü.
      "Ey gönül! Bütün dünyayı ara.Denize yürü,ırmakta iş olmaz "dedim.
       Kul bu istekle senin mahallene vardı;dert,Meryem'i hurma ağacının dibine çekti.
       Senin gözün gönlüme göz olunca,görmeyen gönül gitti,göze gömüldü.
       Seni ebedi külli ayna gördüm;ben senin gözünde kendi suretimi gördüm.
       "Sonuçta ben kendimi buldum;onun iki gözünde aydın yol buldum" dedim.
        Vehmim bana ,"Dikkat!O,senin hayalindir.Kendi zatını,kendi hayalinden ayrı bil dedi.
       Suretim,senin gözünden seslendi:"Senim ben;sen bensşn,birleşik halde.
       Bu gerçeklere aydınlık ve ölümsüz gözde hayal nasıl yol bulur?
       Sen kendi suretini benimkinden başka iki gözde görürsen,bunu bir hayal bil ve reddet."
       Çünkü onlar yokluk sürmesi çeker,şeytan tasvirinden şarap içer.
       Onların gözü hayal ve yokluk evidir.Yokları şüphesiz var görür.
                                                                                                              Mesnevi
 


      
           Adım Zehra Betül hz. meryem ve hz .fatımanın lakaplarını taşıyorum.
   Zehra;
arapça kökenli bir bayan ismidir, anlamı ise “yüzü pek beyaz ve parlak olan kimse” demektir.Ayrıca Hz. Fatma'nın lakabıdır.
    Betül ;
1. Bakire. 2. Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3. Ayrı kök salan fidan. 4. Hz. Meryem'in lakabı. 5. Hz. Muhammed (s.a.s)'in kızı Hz. Fatıma'nın lakabı.

        Çocuğun babası üzerindeki haklarından biri isimdir.Güzel isimler bunun için Allah razı olsun.İsmin ağırlığından bahsederler.Kişinin taşıyamayacağından.Doğru mu yanlış mı bilmem ama
cennetle mücdelenmiş iki ismin lakabını taşımak manevi olarak ağır geliyor bana.Layık olmak meselesi beni düşündürüyor.Her anlamda onların yaşayışıyla ilgili.Ancak yapacak birşey yok.
Neden bundan bahsettiğime gelince bilmiyorum sadece kendimi düşündüğüm için sanırım...Dünya yaşam olaylar insanlar ve insanların içinde ben...Kendimi küçük hissetmemle ilgili aslında herşey.
Varoluş sebebi.Ne kadar bilsemde.Bilmediğimi biliyorum.Her canlının göreceği bir kronoloji içindeyim sadece doğmak yaşamak ölmek.Öldüğüm vakit sorularım cevap alır belki ama almazsa da rahata ereceğime eminim.İsyan değil belki pes etmek...Adını koyamadığım bir duygu içimdeki.Aramak ve bulmak.Nerden başlamalı ki.Doğru yolda mı peki?İnsanlar neden bu kadar rahat
biliyorlar mı herşeyi.Yada bilmemek rahatsız etmiyor mu?Etmiyorsa mutluluk ne onlar için?Ben neden her mutluluğumun arkasında ciddiyet ve sona bağlama sorumluluğu taşıyorum peki?Sorunlu muyum acaba?
    Çilek kokusu, çikolataanın ağızda erimesi,yağmur ve ıslanan topraklar,ağaçlar,gölge,sadece küçük bir yerinde ömrümün geçtiği ve biteceği dünya.Nehirler denizler yağmur ormanları adalar.İsmini bildiğim ve bilmediğim tüm hayvanlar,tadına baktığım müzikler enstrümanlar,sesler...yansımalar ,var olmayan renkler,sevgi duygusu,nefret duygusu kin kıskançlık özlem acıma şefkat merhamet utanç pişmanlık kızgınlık güven duygusu,emin olma duygusu,yarım kalmışlık hissi,sevinç...Yaşadığım 23 sene boyunca aldığım tüm tadlar...Sonunda tüm bu birikimlerim ve bende yaşattığı hisler.Kelime karşılığı olmayan hisler.Henüz bilinmedği için mi yoksa boşverilen anlam verilmesi insanlığa gerekmeyen hisler mi.?yoksa yaratıcı tarafından bilinmesi istenmeyen hisler mi?Soru işaretleri...Çok canımı sıkıyorlar.Umarım kafayı bozmadan önce giderim buralardan...


                                                                              please god help me!!!

                                                                                  (metallica,one)
       

Müslümanlık,peygamberlerin en sonuncusu Hz.Muhammed’e indirilen Kur’an-ı Kerim’in izsürülmesi.Öncesinde bir çok peygamber olmak üzere günümüze aktarılanı ile Hz.Musa Hz.Davut, Hz.İsa başta gelir.Hepsi islamda hak din habercisidir.Kitapları aynı mesajı iletir.Her dönemde peygamber gönderilmesinin sebebi Allah’ın takdirine kalmakla birlikte insanlığa öğretilen mesajda yapılan değişikliklerdendir.


Eğer bugün tevrat aynı hali ile kalmış olsa ardından gelen peygamberler yalnızca tevratı daha çok anlatmak ve bozulan insanlığı kendine getirmek amacı ile gönderilirlerdi. Değişim aşikar çünkü aynı kaynaktan gelen dört kitabı bir araya koysak bir çok benzerlik ve yine bir çok fark buluruz.

Bütün bunların yanında Kur’an içinde, onu korumaya söz vermiş yaratanın, bu konuyla ilgili ayetleri var .Günümüzde müslümanlık dininin geldiği boyuta bakarsak buda ispatlayıcı nitelikte doğrusu.Ne kadar nefse ağır gelen kurallar içersede getirdiği hayat düzeni ve manevi rahatlıkla da islam dini dünyaya epey yayılmış durumda.Peki ya yeri ?Müslümanlara bakış?Bu konuda hepimiz kendimize düşen yorum boşluklarını yine kendimizce doldurabiliriz.Ben payımı bakın nasıl değerlendirdim.

11 Eylül saldırıları ve Amerikanın Afganistanla başlayan kanlı özgürlük politikası tekrar tekrar yazılan bir ton senaryoyu hepimiz biliyoruz.Hollywood (büyülü değnek anlamına gelir)sayesinde 11 Eylülden önce Müslümanları az çok tanımıştı dünya.Amerikanın kutsal topraklara olan giriş biletinin bandrolü hükmündeler belkide.

Bir Hidalgo filmi vardır mesela,İslam dininin doğduğu topraklar ve o coğrafyada yaşayan insanlar bir diğer deyişle Arapların ,hep aynı eşgalleri vardır.Gözlerinin önü mordur ,adeta keş gibi.Dişler dişten başka her şeye benzer.Görmemişlik simgesi olarakta o korkunç dişlerin arasında birde altın kaplama olanı görürsünüz.Eller tırnaklar pislik içindedir.Ve kadın düşkünü olurlar.Emirlerinde sayısı yadsınamayacak cariye ve köle olur.Çizgi filmlerde dahi çizilen budur.Ve onların bize anlatmak istediği şekliyle cahil,yobaz,görgüsüz bir topluluk oluşur zihnimizde.Biz bile Arapları çok pis olarak biliriz.Sanki onlar bir zamanların avrupasında sokaklarına pencerelerinden dökülen çok afedersiniz lağım atıkları arasında yaşayan,akıntısız suda, aynı kapta ağız burun temizleyen Avrupalıdan daha kötülermiş gibi.Pislikten üreyen mikroplar tarihte nerelerden çıkmış bakın.Nüfuslarını yarıya indiren hastalıklar.Onlar medeniyeti doğudan gördüler.Ne kadar çabuk ta medenileştiler değil mi?Tüm insanlık onları örnek alıp hayranlık duyuyor.İmrenilmeyecek gibi değil doğrusu(!)

Fakat temizliğin imandan geldiği bilinen İslam çok ince detayları ile işlenmiş olmasına rağmen ,batılının yediği kaba tükürmesi misali, kötü pis olarak tanıtılıyor.Üzerine terörist sıfatı sosu da süper gitti doğrusu.

Oysa İslam aileye ,çevreye ve kendine olan sorumlulukları kişiden önce ona hatırlatacak kadar güzellikte bir din.İmajımızı düzeltmenin yolu nedir bilmem ama şahsımız adına yapmamız gerekenler var biliyorum.

Sözümüzün meclisten dışarı olduğu durumlar var olayların farkında olup bakarak değil de görerek yaşayanlar ,adaletin nasıl yanındalar.Öyle ki hayatlarının tamamen farklılaşacağı bir yola girme kararını rahatça alıp sorumluluğunu üstleniyorlar.Filistinli ailenin evini korumak için İsrail tanklarının önüne geçerek canilerin dikkatini çekmek isteyen ,feci şekilde ezilerek can veren, Amerikalı genç kız gibi…

Irkçılığın olmadığı,geçmişi değil bundan sonrayı sorgulayan bir dine hayran olmamak mümkün mü?Bu konuda objektif olamıyorum üzgünüm.

Daha düne kadar dünya görüşü ile ve insana duyduğu saygı ile budizmi islama yakın görürdüm.Ayrıntıyı göstermeden yine Hollywood bana gizemli meditasyonlarıyla muazzam manzaralarda dünyadan soyutlanan sadece rahatlık ve huzur temsili bir din görüntüsü çizmişti çünkü.Yakınlarımdan boşlukta olup Budizmi kendine yol bilecek insanlarda oldu.İşe yaradığının göstergesidir.

Kadını aşağılayan,öldürmenin basit olduğu sadece ölüyü değil diriyi de rahatça yakan bir din olduğunu nerden bilebilirdim ki?

Evet mevzuyu Mynmara ,Arakanlı müslümanlara getirme çabasındayım.Kendi topraklarında dinleri yüzünden göçebe yaşayan insanlara.Bir benzeri Filistinde var.Bir benzeri çok değil biraz vakit önce Bosna hersek te vardı.Bu gün Suriye de aynı durumda.Ramazan ayını zorluklarla geçiren kardeslerimiz dün kadir gecesinde ve yine birçok şehit verdi.Vazgeçmiyorlar buna rağmen yollarından, nasıl bir iman gücüdür bu?

Canlı canlı yakılanlar,elleri ayakları bağlanarak toplu olarak denize atılıp boğulanlar,gözleri önünde karısı kızına tecavüz edilen,hayvana yapılmayacak eziyet gören insanlar.

Kuş sesi kadar normal gelen bomba sesleri arasında çocuklarını uyutmaya çalışan anne.Bu gün evden çıkıp bir daha kapıdan hiç giremeyecek olan baba.Ve yalnız kalan, hatta yalnız kalamadan ölen çocuklar…

Birleşmiş milletler çaktırmıyor ama bu görüntüler yıllardır var.Dünya barış kurumu öyle güzel çalışıyor ki geçtiğimiz günlerde bir üyesi göz yumamadığı katliamlardan ötürü istifa etmiş.

Arakanda yirmi beş yıldır bu eziyetle yaşamaktaydı.Bugün şükür ki dikkat çekilmeye başlandı Türkiye tarafından.İçleri dolmuş bir şekilde karşıladılar bizi.Ağlamak bu yoğun duyguları aktaracak tek yoldu belki Davutoğluna ve Türkiyeye.

İşin aslı şöyle ki Bosna, Çeçenistan, Kosova, Arakan, Filistin, Afganistan, Irak, Suriye, Azerbaycan ve daha sayamadığım insanlık dramı çerçevelerin altında tek bir etiket var; oda Müslüman olmak.Bu yüzden objektif olamıyorum.Ne çekerlerse çeksinler inançlarından vazgeçmeyen yalnızca Allah’a sığınan din kardeşlerim orada canları için savaş verirken ben oturduğum yerden doğruyu hakkı savunamayacaksam yaşamamın anlamı ne?Bunun din savaşı olduğuna inanıyorum.Onlar olmasaydı savaşın içinde olan biz olurduk.Yanlarında olmamız gerekmez mi? Çanakkaleyi bize döndüren aynı imanın gücü değil miydi?Şehitlerin isim levhasında hangi ülkelerden savaşmaya gelmişler dikkatinizi çekti mi hiç? Yukarıda bahsedip bahsedemediğim tüm ülkeler zamanında askeri olarak değil aynı zamanda maddi olarakta bize yardım sağlamışlardır.Bugün türkiye cumhuriyetinin buraya gelmesinde katkıları büyüktür.Türkiye İş bankasının ana sermayesi Hindistandan,Pakistandan,Bangladeşten ,Arakanlı müslümanlardan, (...) gelen paralarla oluşturulmuştur.Oraya gidip savaşamıyorsak ,yardımlarımızı üzerlerinden eksik etmeyeceğiz.Sözümüzü esirgemeyip dünya kamuoyuna sesimizi duyuracağız.Göz görmezse kulak sağır olur,kulak duymazsa kalp duymaz olur.Nerde insanlık ve nerdeyiz biz demenin vakti değil mi?...





                                                                                                              Zehra Betül YARDIMCI

     Ne zor insanlarla yaşamak,halbuki herşeyden daha gercek toprak,neyi paylaşamıyoruz kim kalıcı ki uğrunda benliğimizi feda ediyoruz...Seviyorum ,önemsiyorum niye mi?Saçma mı ?Adımı deli mi koydunuz sebepsiz mi?Anlam veremediniz mi ?
 (içimdekilere 1)

     Hani dememiş miydi yaratan size sizden daha yakınım diye,Sonra yine dememiş mi insana ruhumdan üfledim diye,hepimiz taşımıyor muyuz onu içimizde.Şah damarımızdan daha yakın işte bize.Allah nerde?(içimdekilere 2)
O her yerde sende bende onda kötü iyi hiç farketmez hepimizin içinde...
 Neden seviyorum anladınız mı neden önemsiyorum hepimiz bir bütünün parçalarıyız.
 Parçaları toplamadıkça onu bulamam...Bazı parçalar var ki gücünün farkında ama benlik duygusunu atamamış bilmiyor
parçayı kimin için taşıyor ...
 İnsanlarla yaşamak zor ölmeden önce parçaları birleştirmek umudu ve duası ile...(...)
...(Anlamak istemeyip kendine göre yorumlayanlara Hz mevlana ve şems de iftiraya uğramıştı ve peygamberlerde.Bu onları haksız yapmadı yada anlaşılmaz vaz geçmediler savaştılar hz yunus vazgecmiştide Allah onu balığın karnına hapsetmişti.Vazgeçmeyin ey inananlar ama şunuda bilin ki Allah ,istemedikçe kimseye hidayet vermez.Cevap yok diyede üzülmeyin.Kalpleri doldurup kendinizi parçalamaya değmez)

                                                                                                  Z.B.Y  2010



   Bazen ben bile yazdıklarımı aynı yoğunlukta anlayamıyorum üzerinden zaman geçince...
İnsanın her dakika değiştiğine gösterge...Zihin aynı düşünmüyor...