Hayat bazen küreklerini çekmekten yorulduğun, kıyıya çıkıp sandalını da karaya oturttuğun bir süreliğine oradan uzaklaştığın birzamanda gösterir insana.Zaman diil belkide yüreğinden gelen bir parça...
Hayat bazen küreklerini çekmekten yorulduğun, kıyıya çıkıp sandalını da karaya oturttuğun bir süreliğine oradan uzaklaştığın birzamanda gösterir insana.Zaman diil belkide yüreğinden gelen bir parça...
SÖZCÜKLER parmaklarımın marifetiyle kalemimden süzülenlerdir.
Aklımın ve kalbimin ortak kararlarıyla oluşmuş holozoik bir köprüden ve onun izniyle köprüden geçen kelimeler.Artık kelime olmaz onların tanımı onlar artık olay şahitleridir.Damarları yol bulan ve boş bulduğu lahza dökülenler…
Bilemiyorum belki bu yüzden yakıcı belki bu yüzden titreten.Boş bulduğu an .Muazzam değil mi en saçma duygular ve döküntüleri,belki de en doğru derinlerin doğrusu duygulardır.İnsan bu reddeder nefes almaya başladığından beri etmiyor mu zaten.Kolay olmalı bu da ötekiler gibi.Hatta öyle kolay olmalı ki ben üzerinde hayatını çuvala doldurup bütün gücüyle ezdiği bir kendilik tanıyorum.Parça olmuşluğun bütününü…
Birkaç tanecik,sıraya dizilmiş grup olmuş emir vermiş emir beklemiş.Ve sonrasında yönetimini geçirdiği,cihan olmuş.Öyle bir cihan ki kıralı belli ancak görünmez olmuş.
Bir sada delermi acıyan damarımı içinde ne olduğunu bilmediğim şeyi akıtır mı?Bilmediğim görmediğim …Haliyle bilmediğimi göremiyor görmediğimi bilemiyorum,bilemiyordum,bilmekte mümkün olmayacak gibi.Ancak bu kudrete ne aklım ne kalbim direnebiliyor.Nasıl dirensin ki ona içinde olduğu cihan dar geliyor.
Bir sözcük basit baya bir görünüş,içini mi sordunuz bilemezsiniz köprünüzden geçmediği sürece ancak benzetirsiniz.
Sus bence kelimelerin anahtarıdır susmak eğer ki onları görmek istiyorsan.
Onlar sakin ,ağır ,gerekli dünyanın göçmenleri; senin nefes aldığından beri içinde olduğun, efendisini bilmediğin yere mi?Bak sordun! Orası neresi? Sen sen değilsin artık sen olduğunu unuttun.Kurulduğun;tahtın, sandığın o yüksekçe yer içine sokuldun.Çığlıklarını kendine sakla kimse, kimse olduğunu unuttu seni nasıl duysun?
Köklerine sarıl belki korkun diner,büyür haddi kadar belki seni besler…
Z.B.Y.
Bugün sabahı hiç görmedim.Bazen böyle bir güne uyanmak belki abes kaçabilir ama bir kaç ay uyuyup uyanma isteği yerleştiriyor içime.Ben aklınıza gelen mahlukattan sıyrılmak için daha şayan birşey söyleyim kurtulayım..Ashab-ı Kehf gibi :) Çoğu zaman aklıma gelen şeydir power tuşuna basılıp kapatılıp bir süre sonra çalıştırılsam...
Böyle dediğime bakmayın dostlar.Ben dursamda zaman durmayacak biliyorum.Onu yakalamaksa artık çok zor belki imkansız olacak.En iyisi bize verilen hakkı içinde yaşayıp sonlanmasını beklemek...
Fazla karamsar bir giriş oldu biliyorum.Ama siz içinizi serin tutun.Bu arada bende ehliyet sınavına hazırlanıyorum.Kolay olmuyor okulla birlikte ama.İnşallah zor da olmayacak.
Bir de Alaska'da yaşama hayalleri kuruyorum:)6 ay gece çekmek nasıl olacak böyle.Neyse kısmet her şeye olduğu gibi onada alışırım belki...
Barış Mançonun şarkılarının sözleri anlamlı çoğu zaman işte şimdi dinledğim parçann sözleri.
YOL
Uçsuz bucaksız bir yolda
Yürüyorum tek başıma
Herkes hakkını helal etsin
Kalmasın tek bir lokma
Bu yolda ölmek var belkide dönmemek
Ömür bitse bile yol bitmeyecek
Bazen buz gibi bir pınardan
İçiyorum kana kana
Bazen kızgın kumlar üstünde
Yürüyorum yana yana
Bu yolda ölmek var belkide dönmemek
Ömür bitse bile yol bitmeyecek
Dünya hancı biz garip yolcu
Haydi bastır be oğlum
Allah'a bir can borcumuz var
Bir tek ona güven yolun açık olsun
Baki kalan bu kubbede hoş bir seda biliyorsun
Bin'in yarısı beşyüz daha ne düşünüyorsun
Topraktan geldi insan topraktan geldi insan
Yine toprağa dönecek yine toprağa dönecek
İki lokma ekmek için iki lokma ekmek için
Ömür boyu dövüşecek ömür boyu dövüşecek
Günlerden salı.Nedendir bilmem sevemedim salıları.Doğduğum günde salı arada onuda ekleyim.Sebebi bu değil tabi ama.Hayat garip bir okadar sebepsiz.Nedir diyede sormak lazım. Yaşıyor olmak ? Neresindeyim düzlemin ?İçinde değil miyim hayatın? Yaşamıyor hissediyorum öyleyse hangi boyutta seyrediyor gözlerim. Hayallerim ,düşlerim...Aynadaki yansımam. Kalbimin uçsuz köşeleri. Izdırabı görmeden tatmanın verdiği parçalayıcı etki...Perdeler insin artık görmek istiyorum gerçeği. Kolay olacağını kim söyledi nefes almak bile hiç pah
asına olunca kolay değil ki. Yıllar uzayıp gitti.Artık ne eski simam var zihinlerde ne eski sesim. Aklım beni bile şaşırtıyor diretiyor herşeyde inkar etmeye çalışmasada istemiyor gerçeği. Hücrelerim içine girip çıkamadığım hapislerimdi.Milyonlarca zerreye bölünüp toz olasım geldi. Her zerrem kanıt olurdu dünyaya.Evren küçük, insan büyüktü. Zerreler dünyayı kaplar içinde yok eder giderdi. Bilinmeyene aklı zorlayana asla açık vermeyene.Sadece olması gereken yere...Gereklilik;kökü neyse. Varsayımlara yer bırakmayacak bir hadise. Olaylar birbirini tetikler,vuk
ular sonsuzda gerçekleşir.Yinede düşünür aklım bir sonu. Elbet düşünecektir.Bilmezki sonsuzluk nedir...Hissedemez hayal edemez. Hep bir bitişten giden yeni başlangıca.Çaresizlik evine sürükler gömülür kalır saklanır yine karanlığa...Gün gelir anlam bulur seyircisiz evren olur.Sen her zaman izlenirsin.İçini dolduran bütün açık kara delikleri kapatan dil karşılığını henüz bilmediğin gelir.Seni izler.Sen izlenirsin.Ve artık hiç hemde hiç yanlız değilsin...
İçimdekilere...
Kışın kasvetli havası kendi belli etmeye başladı. Öğle vakti olmasına rağmen sanki akşamüstü ,yaz mevsiminin akşamüstünün yerini bile tutamaz sanırım. Evin içi olabildiğince soğuk. Ben ve arkadaşımın tek yaptığı odamıza tıkılıp kalmak...Bir daha ki sayıma kadar koğuşta bekle:) Evet kendimi hapis gibi hissediyorum bazen. Hatırlıyorum bu evi tutacağımızda neler gördüğümü.
İyi bir ev nasıl olur?Giriş kat olmasın soğuk olur ,kız çocuğu bunlar ,olmaz tehlikeli olur. Hepsi bu evi görünce ,torbaya atıldı ,bitti gitti. Şirin bir ev, kutu gibi... Bulunduğumuz mahallenin dikine giden yapıları arasında inatla yataya giden, kubbeli pencereleriyle, toz pembe ve uçuk sarısıyla masumluk ve huzur duygularını emen ve olduğu gibi bize yansıtan bu mekandı içimize derinlemesine sinen.içeri girdiğimizde de aynı hisler...Hoş üstüne bir beş ev daha gezdik ama artık aklımızdaki yer burayken kim değiştirebilirdi.Arkadaşım ben ve evimiz artık burdayız.Karanlık bile şirinliğini örtemiyor aslında. Amma abarttım değil mi altı üstü ev işte.DEĞİL! Altı üstü ev değil inanın bana. Yuva ,kabuğunuz belki de .Gün bütün haşinliği yada ihtişamyla üzerinizden geçtiğinde arayıp durduğunuz tek yer burası. Eviniz. Odanız. Yatağınız...Yurt odasında geçirdiğim o günleri hatırlayınca şükredilesi bir yer şüphesiz. . .
Heycanla başladığım bir yıl diyebilirim. Yeni oluşumlu bir gelecek çizgisi üzerinde yürümekteyim 1 saniyenin kıymetini hapiste olan biri anlar sözündeki öz gibi sanırım bütün bunların kıymetini savaşıp kazanan biri anlar. Ve işte ilk ödevim Mevlana müzesinin arka cephesinden bir görünüş. Mimar olarak bakmak lazım artık:)