Kışın kasvetli havası kendi belli etmeye başladı. Öğle vakti olmasına rağmen sanki akşamüstü ,yaz mevsiminin akşamüstünün yerini bile tutamaz sanırım. Evin içi olabildiğince soğuk. Ben ve arkadaşımın tek yaptığı odamıza tıkılıp kalmak...Bir daha ki sayıma kadar koğuşta bekle:) Evet kendimi hapis gibi hissediyorum bazen. Hatırlıyorum bu evi tutacağımızda neler gördüğümü.
İyi bir ev nasıl olur?Giriş kat olmasın soğuk olur ,kız çocuğu bunlar ,olmaz tehlikeli olur. Hepsi bu evi görünce ,torbaya atıldı ,bitti gitti. Şirin bir ev, kutu gibi... Bulunduğumuz mahallenin dikine giden yapıları arasında inatla yataya giden, kubbeli pencereleriyle, toz pembe ve uçuk sarısıyla masumluk ve huzur duygularını emen ve olduğu gibi bize yansıtan bu mekandı içimize derinlemesine sinen.içeri girdiğimizde de aynı hisler...Hoş üstüne bir beş ev daha gezdik ama artık aklımızdaki yer burayken kim değiştirebilirdi.Arkadaşım ben ve evimiz artık burdayız.Karanlık bile şirinliğini örtemiyor aslında. Amma abarttım değil mi altı üstü ev işte.DEĞİL! Altı üstü ev değil inanın bana. Yuva ,kabuğunuz belki de .Gün bütün haşinliği yada ihtişamyla üzerinizden geçtiğinde arayıp durduğunuz tek yer burası. Eviniz. Odanız. Yatağınız...Yurt odasında geçirdiğim o günleri hatırlayınca şükredilesi bir yer şüphesiz. . .