Göründüğü üzere kış bahçelerinin espisiri saydam elemanlarla çevrelenmesi ve ışıktan maksimum düzeyde faydalanılması.

       Dün eklediğim şiirden sonra sizle paylaşmak istediğim birçok yazımı ertelediğimi düşündüm.Aslında bugünde yeterince ertelenilesi birgün yarın proje vizem var kesit ve görünüş çizimlerim de masada beni bekliyor.Ama gönül pranga dinlemiyor...
       Proje konum rezidanslar.Yani günümüz avrupasının çokta yabancı olmadığı bir kelime.Türkiyede ise şimdilerde yeni yeni patlama yapmış bi kavram ancak hala gideceği yere oturmamış durumda.Henüz rezidans
nedir?Toplu konuttan farkı nedir?Eminim bunun ayrımını yapamıyoruz bi çoğumuz.Bende bölümüm sayesinde öğrendim.Madem bi giriş yaptım kısaca açıklayayım ozaman; rezidanslar lüks konutlardır.Lüks anlayışı kesimden kesimede değişir haklısınız.Şöyle ki;güvenlik, her türlü sosyal ihtiyaç(alışveriş ,spor,çeşitli sosyal hizmetler,vs. vs.),aynı zamanda çeşitli iç fonksiyon çözümleriyle farklı insan gruplarına hitap eden ,bunun yanında yemek içmek gibi ihtiyaçlarında toplu bir yerden karşılanabileceği,misafirin misafirhanede yine rezidans hizmetleriyle ağırlanabileceği,evden çıkarken anahtarı bırakıp döndüğünüzde yatağınızın dahi toplanıp evinizin ihtiyaçlarının karşılanmış bi şekilde olması durumudur.Daha fazlası var mıdır bilmiyorum :) Ancak bunları duyduğumda maddi gücü yerinde olan insanlar için otel konforunda bi hayat olacağını düşündüm.Belki çok çok ilerde bu lüks vasıflar standart haline gelir ve yeni bir konut anlayışı olur.Asıl konuya dönersek:)

      Projeyi yaparken kış bahçesi diye bi kavram çıktı karşıma.Artık ısı yalıtım sistemleriylede insanlar apartman katlarında da gelişi güzel olmayan gerçekten adamlar yapmış diyeceğiniz kış bahçelerine sahip olabiliyor.Mekanı yaşanabilir hale getirmek artık insanların çözüm arayan soruları olmuş.Ne mutlu ki artık dar, boğucu mekanlar tercih edilmiyor.Dolayısıyla işin ehli birine yaptırılıyor artık yapı projeleri...Söylemesi bile güzel kış bahçeleri hakkında daha çok bilgi sahibi olana kadar şimdilik örnekleri paylaşmakla yetincem ancak araştırmanızı öneririm...

ZİNDANDAN MEHMED'E MEKTUP
Zindan iki hece. Mehmed'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı?.. Belki... Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

Bir âlem ki, gökler boru içinde
Akıl, almazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;

Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler, bugün "maruzât"!
Çatık kaş... Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?

Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...
Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!

İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan
Karıştır çayını zaman erisin;

Köpük köpük, duman duman erisin!
Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyada nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir...

İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük daracık;
Dünyaya kapalı, Allah'a açık
Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...

Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
İplik ki incecik, örer boşluğu

Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!


Necip Fazıl Kısakürek

     Bir kaç gün önceydi.İnternet yine bana seyri alem sunmuştu ki; güzel bir siteyle muhattab oldum.Mübalağ etmiyorum 1 günümü çalmayı başardı 7 albüm indirdim ,indirmediğim dinlediğim albümlerde cabası.

  İran, uzak doğu ,afrika bir çok kültüre ait müzik var.Ben, gecte olsa kesfettiğim birini dinliyorum şimdi.Habib Koite Batı Afrikalı sanatçı.Mükemmel şarkıları arasında en çok N'Teri , Massane cisse,Forobana hoşuma gidiyor.Dinlemenizi tavsiye ederim...

Duyuyor musun açın soluğunu?
Lokman boğazına düğümleniyor mu?
Hadi böl ekmeğini kurtul sebeplikten...
Bu bebek ne kadar da küçük ,
Tek bakışta sayabiliyor musun kemiklerini?
Senin gıdığın gibi şiş karnını görebiliyor musun?
Çıplak kadın bebeğini emziriyor..
Boş memesiyle çatlak dudaklarını seyrediyor musun?
Bir şeyler mırıldanıyor ne dersin?